Hava Durumu

Sokaklar Sandığın Gölgesidir, Kaosun Değil

Yazının Giriş Tarihi: 28.03.2025 12:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.03.2025 12:39

Türkiye’de siyaset tarihinin kırılma anlarına baktığınızda, en kritik sınavların adalet ve sabırla verildiğini görürsünüz. Bu ülkenin geçmişinde, hukukun siyasallaştığı, yargı kararlarının toplum vicdanını yaraladığı dönemler oldu. Ancak bu dönemlerde bile sağduyusunu koruyan liderler, sonunda milletin gönlünde yer buldu. Bugün yaşadığımız tartışmalar da, benzer bir yol ayrımında olduğumuzu gösteriyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ekibine yönelik açılan soruşturmalar, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Herkesin ortak talebi çok net: Hukuk adil işlesin, siyaset yargının gölgesine sığınmasın. Ancak bu talepler dile getirilirken bazı çevrelerin sokağı adres göstermesi, işin yönünü başka bir yere çekiyor. Hak aramanın meşru zemini sokak değil, sandıktır. Ve bu ilkeyi en zor zamanda bile terk etmeyen bir isim vardı: Recep Tayyip Erdoğan.

Yıl 1998. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, bir mitingde okuduğu şiir nedeniyle dava açıldı. Terör yoktu, yolsuzluk iddiası yoktu. Sadece bir şiir… Ama Erdoğan görevden alındı, siyasi yasaklı ilan edildi, ardından cezaevine gönderildi.

Peki ne yaptı Erdoğan?

Sükûnetle hareket etti. Halkı sokağa çağırmadı, devletin kurumlarını hedef göstermedi. Mahkemenin verdiği kararı eleştirdi ama buna rağmen yargının yoluna saygı gösterdi. O günlerde milyonlar öfkeliydi ama Erdoğan, o öfkeyi sokaklara değil, sandıklara yönlendirdi. İşte o vakur duruş, onu bugünkü liderliğe taşıyan yolun taşlarını döşedi.

Bugün yaşananlar ise geçmişteki bu örnekten çok uzak bir yerde duruyor. Ekrem İmamoğlu hakkında başlatılan soruşturmalar üzerinden yürütülen sokak çağrıları, kamuoyunda “daha büyük bir gerilim” üretme riskini barındırıyor. Oysa herkesin, özellikle siyasetçilerin, bu ülkenin yakın tarihinden ders alması gerekir.

Sokak, duyguların alanıdır. Hukuk ise ölçünün... Sokağa çağrı yaptığınızda, sadece iyi niyetli vatandaşlar değil, pusuda bekleyen provokatörler de harekete geçer. Yüzünü maske ile kapatan biriyle aynı kareye düşmek, en haklı davayı bile tartışmalı hale getirir. Bu ülkede bunun acı örneklerini yaşadık. Gezi olaylarında, 6-8 Ekim’de, kamu binaları yakıldığında, ambulanslar taşlandığında, toplumsal tepkiler nasıl terörize edildiyse; bugün de aynı risk masadadır.

Hak aramanın yolu bellidir: Hukuk ve demokrasi. Sandık ve ifade özgürlüğü. Ama hak ararken, başkalarının haklarını çiğnemeye başlarsanız, haksızlığa karşı değil, toplumsal düzene karşı bir pozisyona düşersiniz.

Ekrem İmamoğlu’nun da hukuki süreçlere güvenmesi, liderlik refleksi olarak toplumu yatıştırması gerekir. Yargı süreci elbette takip edilmeli, gerektiğinde eleştirilmeli. Ama bunu sokakta, kaosun eşiğinde değil; hukuk zemininde yapmak gerekir. Tıpkı Erdoğan’ın yaptığı gibi.

Unutmayalım:
Recep Tayyip Erdoğan, siyasi yasaklı ilan edildiği, cezaevine gönderildiği dönemde isyan etmedi. Bağırmadı. Toplumu kışkırtmadı. Sabırla, metanetle, demokrasiye inancını koruyarak yol yürüdü. Ve sonunda halkın teveccühüyle, sandıkla geldiği yeri sağlamlaştırdı.

Bu ülke sokakların değil, sandığın gölgesinde büyüdü. Demokrasimiz sokakta değil, sandıkta güçlendi.

Bugün yapılması gereken bellidir: Kurumlara güvenmek, adaleti beklemek, halkı kaosa değil sağduyuya çağırmak. Gerçek liderlik, en büyük baskı altında bile devleti karşıya almak yerine, devlete güvenle yön göstermektir.

Bu topraklarda haklı olmak yetmez; hakkını doğru şekilde aramak gerekir.

Ve bizler, sokağın değil hukukun, kaosun değil millet iradesinin yanında durmak zorundayız.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.